Habib Ali El-Cufri için Özel Suhbah: 23 Kasım 2010

This post is also available in: İngilizce, Arapça, Endonezya dili, Bahasa Sug


Mevlana Şeyh Nazım’ın Habib Ali El-Cufri için Özel Suhbah (Meclis)’ının Özeti
23 Kasım 2010

Euzu billahi mineşşeytânirracîm.

Bismillahirrahmanirrahim

Essalamü Aleyküm ve Rahmetullahi Ve Berekatühü

Bu Suhbah(Meclis),  saygıdeğerHabib Ali El-Cufri’ye, Mevlana’yı Lefke’de ziyarete geldiğinde verildi. Mevlana, Nakşibendi Tarikatı’nın altıncı Yüce Şeyhi, Makamı kimilerine göre Şam, kimilerine göre İran’da olan Seyyidina Ebu Yezid El-Bistami (ks) ile ilgili bir Suhbah verdi.
Mevlana: Her insan Hesap Günü’nün büyük korku ve dehşetindedir. Kim Rabbinin huzurunda hesaba çekilmekten korkmaz ki. Seyyidina Ebu Yezid el Bistami (Allah makamını yükseltsin ve sırrını yüceltsin) ‘nin kalbi arzuyla o Gün için çarpardı. Dedi ki: “Rabbimin o Gün beni çağırdığını duymayı arzuluyorum!”Ey Ebu Yezid!”Rabbim o Gün beni adımla çağıracak-daha başka ne isterim? O’nun beni adımı çağırdığını duyduktan sonra, beni Cehennemine atsa da önemi yok, onun tarafından çağrılmış olmanın sarhoşluğuna karşılık, Cehennemin tüm ateşinden korkmadığım gibi O bana tüm Cennetleri verse de mutlu olmam”.
“O’nun benim adımı çağırdığını duymak, ne büyük bir onur, ne büyük bir hoşluktur! Ve beni hesaba çektiği zaman, bundan sonra neye ihtiyacım olduğunu soracak, şöyle cevaplayacağım, ‘İlahi’nin benim adımı çağırdığını duymak bana ezelden ebede kadar yeter.’ Allah için, O’nun sıfatları, kelimeleri ebedidir, ebediyyen O’nun beni çağırmasını duyacağım, “Ey Kulum, Ey Kulum, Ey Kulum, Ey Ebu Yezid.” Bütün ihtiyacım olan bu, Cennetleri arzulamam ve Ateş’ten korkmam, tek isteğim ben gerçekten bir hiç iken Yüce Rabb’ imin adımı çağırması……” Sadece Allah’ı arzulayan birinin Makamı nedir? Ey Allah’ın kulları, Allah’la beraber olun ki Allah sizi desteklesin.
Habib : Bağışlanma ve ihlas diliyoruz.
Mevlana: Ben kimim (ki ihsan edeyim)? Peygamberimiz (sav) yok mu (ki benden diliyorsunuz)?”Allah, Resulullah’ı(sav) (O’nun Ümmeti’ne af ve güven ihsan ederek) mutlu etmeyecek mi? Şüphesiz ki, Resulullah (sav) Milletinden bir tek kişi bile Ateş’e atılsa, tek kişiyi dahi  kaybetmekten dolayı üzülecektir, bu durumda O, tek bir kulunu Cehennem’e gönderecek midir?
Habib : Doğru, Allah, Resullullah (Sav)’ı yüz üstü bırakmayacağına söz vermiştir. Ben Allah’a karşı utanç içinde olduğumdan ihlas ve bağışlanma dilerim.
Mevlana : (nazikçe cevaplıyor) Sahiden utanç hissediyor muyuz (gerçekten)? Ar yeryüzünden uzun zaman önce kaldırıldığından beri (Cebrail (as) yeryüzünden Haya’yı kaldırmak için geldiğinde), dünün insanları utanırdı, artık bugünün günah işlemekten utanmaz oldu…
Habib: Hazinelerden (bilgi ve rehberlik) istiyoruz, Ey Şeyhim.
Mevlana: Resulullah (sav) Allah’a, “Ümmetimi bana bağışla,”dedi ve Allah cevapladı, “Ümmetin bağışlanmıştır, merhametle kaplanmıştır. Seni, Ümmetini bağışladım ey Benim Sevgili Peygamberim(sav).” Biz Ummatun Marhumah, Ummatun Maghfurah‘ ız. Eğer kırk çocuğun olsaydı ve bunlardan birisini bir Sultan alsaydı, için rahat olur muydu?
Habib: Hayır.
Mevlana: Resulullah (sav) Alemlere, tüm yaratılanlara rahmettir, Allah O’nun kalbi mutmain olana dek lütufta bulunacaktır! Allah Resulullah (sav)’a, “Kalbin mutmain olana dek, gönlün memnun olana kadar ne istediğini söyle ey Benim Sevgilim!”diyecektir. (Ve Resulullah (sav), tüm inanlar Allah tarafından mağfirete erdirilinceye kadar mutmain olmayacaktır)
Habib: Allah Kur’an’da şöyle buyurmuştur:

 

وَلَسَوۡفَ يُعۡطِيكَ رَبُّكَ فَتَرۡضَىٰٓ

Ve muhakkak ki Rabbin sana (Ey Muhammed) ihsan buyuracak sen de hoşnut olacaksın. (Kur’an 93:5)

Mevlana: Biz neyiz? Biz, Allah’ın gözünde karıncalar gibiyiz. Bir karınca bir yanlışa teşebbüs ederse, ona kızar mıyız? Bizim için bu ağır bir yük müdür?
Habib: Hayır, değildir.
Mevlana: O zaman şunu anla ki, bu mutluluk kapısıdır. (Şöyle ki, Rabbimizin mağfiretine nail olduğumuz için mutlu olmalıyız, Allah’ın Mağfiretinden ve Merhametinden ümit kesmemeliyiz, Allah tövbekar inananlara karşı her zaman merhametlidir, bu sebeple mutlu olmalıyız)
Habib: Şeyh (Mevlana) bizim mutluluk kapımızdır. Bir hadiste Peygamber (sav) buyurdu ki, “Mutluluk ve merhametten bahsetmek, insanların kalplerini mutlu eder.” (Mevlana daima insanları mutlu ediyor, dedi ki, Yeryüzünde zaten fazlasıyla üzüntü var,insanların kalplerine mutluluk getir ve acılarını azalt)
Mevlana: Allah bağışlayan değil midir?Kimi af edecek? Mağfireti Peygamber (sav) için mi? Haşa, elbetteki değil. O’nun mağfireti günahkarlar içindir!(Yani günahkarlar O’nun Mağfiret ve Merhameti’nden ümit kesmemelidir, Allah “Benim Merhametim Gazabımı geçmiştir.”diye buyurmuştur.)

إِنَّا فَتَحۡنَا لَكَ فَتۡحً۬ا مُّبِينً۬ا.لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُ ۥ عَلَيۡكَ وَيَہۡدِيَكَ صِرَٲطً۬ا مُّسۡتَقِيمً۬

Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik. (1) Böylece Allâh senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar, ve sana olan nimetini tamamlar ve seni Doğru Yol’a iletir; (2) (Kur’an 48:1-2)

Mevlana: Geçmiş ve gelecek günahlar affedildi (ihlasla tövbe edenler için). Allah’ ın hesap ve sorgusundan kim geçebilir? Kimse O’nun ve hesabının karşısında duramaz! (Öyleyse O’nunla karşılaşmadan evvel bağışlanma arayınız)
Habib: Bu dünyada ve ahirette senle (Mevlana) beraber olduğumuz için mutluyuz. Bu, Elesti birabbikum’ den, Ahd Günü’ nden beri böyledir. (Her Veli muritlerine o gün verilmiştir  ve müritlerine sonsuza dek yoldaşlık edecektir, Habib, Mevlana ile rahat buldu, her koyun, kurtlardan emin olmak için çobanıyla beraber olmalıdır.)
Mevlana: Kalu Bela! Elhamdülillah! Bu Ahd Günü’ nde kararlaştırılmıştır. Biz de O’ nun müslüman kullarıyız, O’ nun kullarıyız, O bizi Ateş’ e atmayacaktır, bunun için Allah’ a şükürler olsun. Ancak bir şeyin bilincinde olmalıyız. Peygamber (sav) dedi ki “Beni Allah beni en güzel bir usul ile terbiye etti.” Öyle ki en iyi ahlak sahipleri İlahi Varlık’ a yakın olacak, fakat terbiyeden yoksun olanlar, hayvanlara mahsus niteliklere sahip olanlar, yeme içme gibi maddi ihtiyaçlarını karşıladıkları ahırlarda yer alacaklardır. (Muhammed (sav) Milleti er veya geç kurtuluşa erecektir ancak farklı cennetler bulunmaktadır- bazıları Allah’ a yakın olacak, diğerleri ise perdelenmiş olacaktır. Peygamber (Sav) mükemmel ahlak üzre gönderilmiştir, İslam’ ın minimum temel uygulamalarıyla yetinmemeliyiz, iman açısından en iyi olmak için, inanların en iyisi olmak için çabalamalıyız! Çünkü sonsuza dek Allah’ ın yakınında olacaklar, bu inanlardır.)

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا ثَلَـٰثَةً۬ (٧) فَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ (٨) وَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ (٩) وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ (١٠) أُوْلَـٰٓٮِٕكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ (١١

Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman. (7) Ve sağda bulunanlar- nedir sağda bulunanlar?(8) Ve soldakiler- nedir solda bulunanlar? (9) Ve üçüncüsü de ileri geçenlerdir (imanda ileri olanlardır) ki onlar ileride olanlardır (ahirette). (10) Bunlar Allah’ a en yakın olacaklardır: (11) (Kuran 56:7-11)

Mevlana: Hayvanların hesaba çekilmeyeceği müşterek bir inançtır. Bir çiftçi olduğunuzu düşünün. Bir hayvan arazinize girdi ve mahsülünüzü yedi, muhtemelen zararınızın tazmini için hakime başvurursunuz. Hakim ifadesini almak üzere bu hayvanı (ör.,ineği) şahitlik için mahkemeye getirmenizi mi isteyecektir?
Habib: Elbette ki hayır.
Mevlana: Bu durumda Mahkeme’ ye kim getirilecektir?Hayvanın sahibi, çoban!  İnsanların çoğu davranış/nitelik/sıfat olarak hayvanlar (sığırlar) gibidir. Sığırların sorumluluğu yoktur. Günümüz insanı hayvan niteliklerine sahiptir, günümüzde, herkes düşüncesiz ve sorumsuz bir biçimde tıpkı hayvanlar gibi yaşamaktadır! (Bir çobanımız olmalı, bizi İlahi Mahkeme’ de müdafaa edecek bir “avukatımız” olmalı, kendimize bir Kılavuz aramalıyız! Şeyhi olmayanlar, kendi ego/arzularını Kılavuz edinirler.)

أَرَءَيۡتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَـٰهَهُ ۥ هَوَٮٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيۡهِ وَڪِيلاً.أَمۡ تَحۡسَبُ أَنَّ أَڪۡثَرَهُمۡ يَسۡمَعُونَ أَوۡ يَعۡقِلُونَ‌ۚ إِنۡ هُمۡ إِلَّا كَٱلۡأَنۡعَـٰمِ‌ۖ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّ سَبِيلاً

Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü ( Ey Muhammed sav) ?Ona sen mi Vekil olacaksın (onu sen mi koruyacaksın)? (43) Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini ve anladıklarını mı sanıyorsun? Onlar sadece sığırlar gibidirler, hatta gidişce daha sapkındırlar (sığırdan bile kötüdürler). (44) (Kuran 25:43-44)

Habib: Biz sığırdan başkası değiliz, Ey Şeyh!
Mevlana: Eğer tekamül eder de hayvani özelliklerimizden sıyrılırsak, hayvan olmaktan çıkar, cennet mertebesine erişir, melekuti insan haline geliriz. Hal böyleyken, kötü ahlakı bırakmalı, iyi ahlak edinmek için çabalamalıyız. İyi huy ve ahlak sahibi olmayanlar, hayvanlar gibidirler, bir sorumluluğu taşıyamazlar. (Kötü ahlak sahiplerinin yeri Saray’ dan uzak olan ahırlardır. Ancak lekesiz olanların, iyi ahlak sahiplerinin, Saray’ a girmesine ve Sultan’ a yakın olmasına izin vardır!)
El-Fatiha.

Habib Ali El-Cufri, Mevlana Şeyh Nazım Hakkani' den icazet alıyor

Açıklama
Bu sıradan bir Suhbah değildi. İki üstad arasındaki sohbet, dokunaklı, şiirsel ve bizim tam olarak kavrayamayacağımız kadar derindi. Mevlana, bazı Suhbahların (bizim gibi) karıncalar ve bazılarının (muhterem Habib El Cufri’miz gibi) filler için olduğunu ve bir karıncanın hiçbir zaman bir fil ile aynı yükü taşıyamayacağını  ifade etti.

  • Mevlana’ nın bahsettiği Seyyidina Ebu Yezid (ks) kimdir? Seyyidina Cuneyd-i Bağdadi, Seyyidina Tayfur Ebu Yezid el-Bistami (ks) hakkında şöyle demiştir:“Cebrail’ in (as) melekler içinde öncelikli bir yere konuma sahip olması gibi, Ebu Yezid (ks)’ de sufiler arasında öncelikli bir yere sahiptir.” Yaşam öyküsünü buradan okuyabilirsiniz.

Seyyidina Ebu Yezid (ks)’ e soruldu, “Beni Rabb’ ime yaklaştıracak bir amel göster.” O bunu şöyle cevapladı: “Allah dostlarını sev ki, onlar da seni sevsin. Allah’ ın veli kulları seni sevene dek onları sev. Çünkü Allah, velilerinin kalplerine bakar ve orada isminin kazınmış olduğunu görürse seni affeder.” Bu sebeple, Nakşibendiler, şeyhlerine olan sevgileriyle yükseltilmiştir. Bu aşk, onları ait olduklarının kalbinde sürekli mevcudiyete ve devamlı bir haz makamına yükseltir.

 

  • Muhammed (sav) milletinin tüm mensupları, hatta ömründe sadece bir kez La ila ha illallah demiş olanlar bile, emniyette olacaktır, herkes için farklı cennetler vardır. Hayvanlara ait davranışları bırakamamış olan inanlar, “durağan”- Taht’ ın altında bulunan cennetler için Mevlana’ nın kullandığı terimdir- cennetlerde kalacaklardır. Bunlar, hayvanlara ait özelliklerle yaşamış insanlardır. Hayvanlar gibi sorumluluk almadan yaşamış olmalarından dolayı, kendilerine güvenilmemiştir, kimse değerli bir şeyini sorumsuz ve olgun olmayan birine emanet etmez. Hiçbir baba aile şirketini kundaktaki bebeğe veya sorumsuz bir yetişkine devretmez.
  • Bu nedenle, Mevlana bu Suhbah’ ta pek çok kez ahlakımızı oluşturmamız ve sürekli geliştirmemiz, hayvanlara özgü davranışlardan vazgecerek, meleklere ait davranışları edinmemiz gerektiğini belirtmiştir. Bunlardır sorumluluğu taşıyabilecek olanlar, bunlardır kendilerine güvenilecek olanlar bu nedenle Şeyh’ imizin tamama erdirmesiyle yükselecek ve erdemli bir biçimde bu güzel yolculuğu sonlandırarak, Rabbani Makama ulaşmak için bu dünyadan Halifeler olarak ayrılacaklardır.
  • Peygamber mükemmel ahlak üzre gönderilmiştir. Kendimizi kötü özelliklerden ve davranışlardan temizlediğimiz ölçüde İlahi Varlık’a yaklaşırız. Kötü ahlak sahibinin tüm rütbe ve ünvanları anlamsızdır. Peygamber (sav) sonsuz isimleri ve rütbeye sahip olmasına karşın, hiç kimse Peygamber’ in görkemli isim ve ünvaları yüzünden İslam’a gelmedi ; İslam’ a geldiler çünkü O’ nun boş hayatlarına getirdiği, kasvetli varoluşlarını ümit ışığına dönüştüren Aşk ve Gerçek’ i tattılar, İlahi aşk ile mest oldular, ebedi Yolculuk’ ta sermest olmak için, sonsuza dek O’nunla beraber olmak için geldiler. Peygamber (sav) merhametin ve mutluluğun mesajını getirdi, O’nun ahlakı insanların kalb-i derununa işledi ve O’nun tevazusu, inceliği ve gerçek merhamet pınarı ve ile en katı olanlar ile bile eridi. O’ nun ümmet sevgisi sadece bir sözden ibaret değildi, O ve etrafındakiler bu sevgiyi yaşadı, bu sevgiyi tattı. Onbeş yüzyıl sonra yaşayan bizler bile, hala bu sevgiyi tadıyoruz!
  • Peygamber (sav) etrafındakilere asla kırıcı sözler sarfetmedi, onlara aşağılayıcı sözler sarfetmedi. O bunu asla yapmadı, bu sebeple insanlara söylediklerimiz hususunda çok dikkatli olmalıyız. Şeyh Bahaüddin, Mevlana’ nın oğlu, Kuala Lumpur’ da bana, “Babam hayatında hiç kimseyi incitmedi. Her zaman bana insanların kalplerine bir kez kırıldığında asla eski haline dönemeyen cam bir kap gibi muamele etmem gerektiğini söyledi. İnsanları olduğu gibi kabul et, Allah onları bu şekilde yaratmıştır, dedi. Bir Veli, tüm kalplerin bir araya geldiği bir kalbe sahip olandır.” Güçlü bir bilgeliğin ve gerçekliğin sözleri! İncinmek, incitmekten daha iyidir, her ne kadar sonradan özür dileseniz de, sarfettiğiniz kötü sözü tamir etmeye çalışsanız da kırılmış kalbi tekrar onaramazsınız! Bir hadis şöyle der, “Bir müminin kalbini kırmak, mübarek Kabe’ yi yıkmakla eş değerdir” bir müminin kalbi Arşullah ‘tır.
  • İnsanlara saygı ile muamele ediniz. Allah’ ın kendisi insanoğluna merhamet yağdırandır.

وَلَقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِىٓ ءَادَم

Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık (Kuran 17:70)

Pek çok insan bu ayeti sözde destekler; saygı görmek istediklerinde bu ayeti alıntılar, fakat diğerlerine saygısız davrandıklarında ise görmezden gelir. Öğüt, şiddet ve tehdit içermeyen, yumuşak bir kalple verilmelidir. Sayısız hadis Peygamber’in nezaketi ve yakınlara gizli bir biçimde öğütte bulunmayı emretmesi, yakınların hatalarını asla Hutbe veya Meclislerde teşhir etmemesi ile ilgilidir. Allah Es- Settar, Örten ‘dir. O, kardeşlerimizin hatalarını örtmemizi ister. Peygamber (sav) buyurdu ki, “Kim ki mümin kardeşinin hatalarını araştırır ve teşhir ederse, Allah da onun sırlarını, hanesiyle ilgili, mahrem dahi olsa, ifşa eder.”

 

  • ٱذۡهَبَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُ ۥ طَغَىٰ.فَقُولَا لَهُ ۥ قَوۡلاً۬ لَّيِّنً۬ا لَّعَلَّهُ ۥ يَتَذَكَّرُ أَوۡ يَخۡشَىٰ

“Firavun’a gidin, çünkü o iyiden iyiye azdı; (43) ” Fakat yumuşak bir şekilde onunla konuşun; belki o aklını başına alır ve (Allah’ tan) korkar.” (44) (Kuran 20:43-44)

Şüphesiz hiçbirimiz Musa (as)’ dan yüce değiliz, veya Firavun’ dan daha kötü değiliz, fakat buna rağmen Allah, Musa’ ya Firavun’a yumuşak bir şekilde tavsiyede bulunmasını emretti, ki öğüdü kabul etsin! Dolayısıyla hiç kimseye, hatta inanmayanlara, küçültücü veya sert bir şekilde konuşmamız için hiçbir sebep yoktur.

 

  • Bunun yerine, Allah’ ın aşağıda emrettiği gibi, onları Gerçek’ e davet etmelidir:

ٱدۡعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِٱلۡحِكۡمَةِ وَٱلۡمَوۡعِظَةِ ٱلۡحَسَنَةِ‌ۖ وَجَـٰدِلۡهُم بِٱلَّتِى هِىَ أَحۡسَنُ‌ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ‌ۖ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ

(Resulüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır; ve onlarla en güzel bir şekilde mücadele et! Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir. (Kuran 16:125)

Bir kişinin yöntemi/duruşu/düşünceleri ile aynı fikirde olmayabilirsiniz fakat kavga etmekten kaçınmalıyız, biz ‘biz Rabbimizin Yolu’na hikmet ve güzel öğütle çağırmalıyız ve onlarla en güzel bir şekilde mücadele etmeliyiz’. İşte Bu, Kur’an’ ın emridir.

 

  • Sadece biriyle aynı fikirde olmadığımız için asla yalan söylememeli ve fitne çıkarmamalıyız.

إِنَّ ٱلَّذِينَ جَآءُو بِٱلۡإِفۡكِ عُصۡبَةٌ۬ مِّنكُمۡ‌ۚ لَا تَحۡسَبُوهُ شَرًّ۬ا لَّكُم‌ۖ بَلۡ هُوَ خَيۡرٌ۬ لَّكُمۡ‌ۚ لِكُلِّ ٱمۡرِىٍٕ۬ مِّنۡہُم مَّا ٱكۡتَسَبَ مِنَ ٱلۡإِثۡمِ‌ۚ وَٱلَّذِى تَوَلَّىٰ كِبۡرَهُ ۥ مِنۡہُمۡ لَهُ ۥ عَذَابٌ عَظِيمٌ۬ .لَّوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ ظَنَّ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَـٰتُ بِأَنفُسِہِمۡ خَيۡرً۬ا وَقَالُواْ هَـٰذَآ إِفۡكٌ۬ مُّبِينٌ۬

(Peygamberin eşine) bu ağır iftirayi uyduranlar sizin içinizden bir gruptur: bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza vardır). Onlardan (elebaşlık) yapıp bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de büyük bir azap vardür. (11) Bu iftirayü işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?(12) (Kuran 24:11-12)

 

  • Birisinin kulağına bir suçlama geldiğinde, Kur’an’ın bize öğretttigi ilk şey, müslüman kardeşimiz hakkında iyi olanı düşünmektir (suçlamanın yöneltildiği kişi hakkında). Daha sonra güvenilir kaynaklardan konuyu araştırmamız istenir. Bu kişi hakkında hızla kötü bir hükümde bulunmamalı ve asılsız suçlamaları devam ettirmemeliyiz. Yukarıdaki ayette belirtildiği Allah’ tan korkmalıyız, bu tip kişiler şiddetle cezalandırılacaktır.

وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُ ۥ فِى ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأَخِرَةِ لَمَسَّكُمۡ فِى مَآ أَفَضۡتُمۡ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ (١٤) إِذۡ تَلَقَّوۡنَهُ ۥ بِأَلۡسِنَتِكُمۡ وَتَقُولُونَ بِأَفۡوَاهِكُم مَّا لَيۡسَ لَكُم بِهِۦ عِلۡمٌ۬ وَتَحۡسَبُونَهُ ۥ هَيِّنً۬ا وَهُوَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمٌ۬ (١٥) وَلَوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ قُلۡتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَڪَلَّمَ بِہَـٰذَا سُبۡحَـٰنَكَ هَـٰذَا بُہۡتَـٰنٌ عَظِيمٌ۬ (١٦) يَعِظُكُمُ ٱللَّهُ أَن تَعُودُواْ لِمِثۡلِهِۦۤ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ (١٧)

Eğer dünyada ve ahirette Allah’ ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydü, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.(14) Çünkü siz bu iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu Allah katında çok büyük (bir suç) tur. (15) Onu duyduğunuzda : “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşa! Bu çok büyük bir iftiradır” demeli değil miydiniz? (16) Eğer inanmış insanlarsanız, Allah bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır. (17) (Kuran 24:14-17)

 

  • Günümüzün Müslümanları, yalan ve iftirayi dil ile ilgili basit bir konu olarak görür, herkesi ardından çekiştiren meclislerde oturur. Ancak bu hala Allah katındaki en ciddi meselelerden biridir! Resulallah (sav) dedi ki, “İki şeyi koruduğunuza dair bana garanti verirseniz, sizin kesinlikle cennete gideceğinizi garantilerim- dudaklarınız arasındaki yalan söyleyen (dilinizi) ve bacaklarınız arasında yalan söyleni (mahrem bölgenizi).” Başka bir hadis şöyle der, “Mümin dilinden ve belinden emin olduğunuz kişidir.”
  • Nefretimizin adaletimizi gölgelemesine izin vermemeliyiz

يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٲمِينَ لِلَّهِ شُہَدَآءَ بِٱلۡقِسۡطِ‌ۖ وَلَا يَجۡرِمَنَّڪُمۡ شَنَـَٔانُ قَوۡمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعۡدِلُواْ‌ۚ ٱعۡدِلُواْ هُوَ أَقۡرَبُ لِلتَّقۡوَىٰ‌ۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu Allah korkusuna daha yakışan (bir davranış) tır. Allah’ a isyandan sakının; Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir. (Kuran 5:8)

 

  • Edeb, Allah’ ın karşısında tevazu sahibi olmak, hiç olmak demektir. Mevlana Şeyh Adnan ,bize yapılan tüm methiyeleri, bu kurtuluş yolunun kapısındaki çöp kutusuna atmamızı tavsiye etti. Bize ne kadar iltifat yağdırılmış olursa olsun, bu meclis’ ten bu övgüleri taşıyarak ayrılmayın. Onları ardınızda bırakın ve meclis’ ten bir “hiç” gibi, “herhangi biri” “herhangi bir ünvan ve öneme sahip olmayan biri” gibi ayrılın. Bu,  tarikat’ ın ana amacı olarak çok önemlidir. Gerçek şudur ki, biz İlahi Varlık’ ın gölgeleriyiz, İlahi olan bizi hareket ettirmediği sürece hiçbir şey yapmaya kadir değiliz.

فَلَمۡ تَقۡتُلُوهُمۡ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمۡ‌ۚ وَمَا رَمَيۡتَ إِذۡ رَمَيۡتَ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ‌ۚ وَلِيُبۡلِىَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡهُ بَلَآءً حَسَنًا‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ۬

(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir . (Kuran 8:17)

 

  • Mevlana Şeyh Adnan bunu bir cümle ile özetlemektedir– bizler İlahi’ nin sıfatlarının gölgesiyiz, bizler hiçiz. Dolayısıyla mütevazi olunuz, kimseye zarar vermeyiniz (diliniz veya belinizle), hayvani özelliklerinizden kurtulmaya çalışınız, böylece biz de Efendimiz Ebu Yezid (ks)’ in Hesap Günü’ nde tatmayı beklediği mest olma halini yaşayabilelim.

Amin, ya rabbül alemin.

 

Habib Ali, H.R.H Şeyh Raja Ashman Şah ile Lefke' de Sultan ile birlikte.

Bu 15 dakikalık Suhbah, Arapça olarak sadece  www.Saltanat.org‘ da izlenebilir. Sağdaki menüden ‘Bistami Hz 23.Kas.2010′ i seçiniz. Ekranın altında, ses kontrolünün yanında bulunan CC düğmesine tıklayarak Arapça, Bahasa Endonezya/Melayu Dili, Almanca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Rusça, Mandarin (Çince), Flemenkçe ve Türkçe dahil olmak üzere onbir dil arasından seçiminizi yapınız. İngilizce’ ye canlı çeviri için, görüntü alanının sağ üst köşesinde bulunan AD düğmesine tıklayınız. Canlı Suhbah’lar sırasında üstteki düğme diğer dillere canlı sesli çeviri sağlamaktadır. Video sürekli olarak orada kalmayacaktır, Lütfen videoya daha sonra erişmek için Saltanat TV sitesinin video arşivini kontrol ediniz.
Saltanat TV, Mevlana Şeyh Nazım’ ın kişisel olarak desteklediği ve onayladığı resmi sitesidir.

 

 


This entry was posted in Sohbetleri and tagged , , , , , , , , . Bookmark the permalink.