Yükselmenin tek yolu başın Öne Eğilmesidir

This post is also available in: İngilizce, Malayca

Bismillah

Mevlana Şeyh Nazım’ın Cuma Sohbeti

Yükselmenin tek yolu başın Öne Eğilmesidir

25 Mart 2011

Euzu billahi mineşşeytânirracîm.

Bismillahirrahmanirrahim

Essalamü Aleyküm ve Rahmetullahi Ve Berekatüh

(Bu Sohbet, çoğunlukla, Kaddafi ve Esad gibi Arap diktatörlere hitap etse de, bu güçlü Sohbetin satır aralarında her birimizin diktatörsel nefsini ehlileştirmek için gizlenmiş öğretiler de vardır.)

  • Mevlana, tüm insanların Allah’ın zayıf kulları olduğunu hatırlatarak başladı. Ama nefislerimiz bu zayıflığı kabul etmez – bunun için de kendilerinin güçlü olduklarına inanan ve bu sözde gücü de çevresinde bulunanların üzerinde kullanmak isteyen birçok insan vardır. Mevlana; en büyük yalancı güçlü olduğunu iddia eden kişidir, diyor. Her zaman kendi kendinize; bizler Allah’ın zayıf kullarından başka bir şey değiliz, deyin!
  • Allah’ın yarattığı herkeste bilgelik ve hikmet vardır. Nefes alarak yaşamamıza karar verdi –insanlar her 24 saatte 24000 kez nefes alıp verirler.   Allah tüm Güçlerin Üzerindedir. İnsanları nefes almadan yaşayacak şekilde de yaratabilirdi ama öyle yapmadı. Acaba neden? Böylece; her an nefes almak için havaya ihtiyaç duymak, Her Şeye Gücü Yetenin huzurunda bizlerin zayıf, çaresiz ve tam anlamıyla Ona bağımlı olduğumuzu sürekli olarak bizlere hatırlatır. Bizlere nasip edilmiş nefes miktarı tükendiğinde –o anda ölürüz! Aldığımız nefesi vermemiz için ya da nefes verdikten sonra tekrar nefes almamız için izin yoksa –o an dünya üzerindeki varlığımızın sonu demektir. İşte biz ne kadar da zayıfız –hayatımızın her anında birer dilenci gibiyiz –bir nefes daha alabilmek için Allah’a yalvarıyoruz. İnsan var oluşunun her anında Ona ihtiyacını göstererek, Allah bizlerin Onun kulları olduğumuzu öğretiyor. Bizler Onsuz yaşayamayız.

وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَـٰنُ ضَعِيفً۬ا

Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. (Surah An-Nisa 4:28)

  • Allah zaten İnsanın zayıf olduğunu buyurdu. Öyleyse, İnsan kendisinin güçlü olduğunu iddia edebilir? Çünkü sadece bir Tahtta oturuyor ve bir Taç takıyor olmanız sizleri güçlü ya da vatandaşlarınızdan farklı kılmaz! Yokedici silahları ve güçlü ordularını arkasına alan birçok diktatör, zavallı vatandaşları üzerinde üstünlük ve güç duyguları hissederler. Tam olarak iki Cuma önce Japonya’da meydana gelen olaylara bakın ve ders çıkartın. Allah’ın gazabı göklerden ya da denizlerden veya ayaklarınızın altından geldiğinde, sahip olduğunuz Taht ve Taç ya da iyi eğitilmiş ordular veya son teknoloji ürünü silahlar, size yardım edebilir mi? Hayır. Fakat yine de, İnsan hala güçlü biri olduğunu iddia ediyor.
  • İnsanoğluna güçlü olduğunu öğreten şeytandır. Şeytan, İnsanlara teknolojinin gücünün yolunu açarak, İnsanı kibirli yaratıklar yaptı. İnsana açılan şey, bilimin sırlarının küçücük bir kapı aralığından başka bir şey değildir. Ama o yenilmez ve boyun eğmez olduğunu ve Rabbinden bağımsız olduğunu düşünüyor. Ey insanlar, şeytana itaat etmeyin!

أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَـٰنَ‌ۖ إِنَّهُ ۥ لَكُمۡ عَدُوٌّ۬ مُّبِينٌ۬

“Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır, diye emretmedim mi?” (Surah Ya-Sin 36:60)

  • Şeytan’ın yolunun yanlış yola saptırdığını bilmelerine rağmen, birçok insan onun etkileyici konuşmasına kanarak kendilerinin güce sahip olduklarına ve teknolojinin de yardımıyla, hayatlarında olan her şeyi kontrol edebileceklerine inanıyorlar. Bu inanç yüreklerinde kök salarken; finans, nüfuz, bilgi ve güce sahip oldukları için, başkalarını da kontrol edebileceklerini ve istediklerini yapabileceklerini düşünmeye başlıyorlar. Sonuç olarak da bu yanılgı onları birer demir yumruklu despot ve diktatörlere dönüştürüyor.
  • Bu, kendilerinin üstün yaratıklar olduğu düşüncesi onların kandırılmış zihinlerine nasıl girdi? Bir diktatörün vatandaşlarından ne farkı vardır? Bugün, milyonlarca vatandaşını, vatanlarını terk etme çağrısı yaparak meydan okuyan, kendisinin yönetme hakkı olduğuna ve tüm vatandaşlarından daha üstün olduğuna inanan böyle bir diktatör Libya’da vardır. Diyor ki; “İstediğim her şeyi yapacağım.” Bir başkası da, aynı ideolojiyle, Suriye’de hüküm sürüyor. “Kalabalıkların iradesini yıkmak pahasına olsa da, benim kendi yolum var! Onların ne istediği önemli değildir! Gücü elinde bulunduran benim ve dışarıdaki o milyonlar da benim emirlerime uymalı ve iradem karşısında boyun eğmelidirler.” (İçimizdeki Firavunlarla ilgili daha önceki Sohbeti okuyunuz.)
  • Mevlana böyle despotları akılsız, inançsız ve şeytanın vekilleri olarak tanımlıyor. Allah tüm liderlere ve sözde ‘güçlü’ olanlara hatırlatıyor: “Sizler de insansınız. Yönettiğiniz insanlardan hiçbir farkınız yok. Tıpkı onlardan biri gibisiniz. Sizler özel değilsiniz ve onlardan üstün değilsiniz.” Mevlana diyor ki; sanki dört bacaklı, beş elli, iki ağızlı ya da kuyruğu olmak gibi olağanüstü bir özelliğe sahip değiller.
  • Ancak, kendi yönetimleri altındaki sıradan insanlar gibi olmalarına rağmen, şeytan onlara; yönetmenin onların hakkı olduğu, kendi kaprisleri için milyonlarca insanın boyun eğmek zorunda oldukları ve kendi iradelerine de milyonlarca kişi tarafından uysallıkla, protesto etmeden, itaat edilmesi gerektiğini öğretmiştir.  Böyle bir hakkı olduğunu, birisi nasıl iddia edebilir?
  • Çok mu özelsiniz ki diye soruyor Mevlana, rahatlamak için hiç mi tuvalete gitme ihtiyacı hissetmediniz? Eğer geçekten de normal insanlardan daha yüksek, özel bir mevkideyseniz, o zaman, sizlerin, sıradan insanların günlük olarak yaptıkları, böylesine sıradan ve alçaltıcı eylemler olan küçük ve büyük tuvalet ihtiyacınızı yapmazdınız! Ya da belki de, gerçekten de, sizlerin tuvalette ürettiğiniz şeyler, sıradan insanların yaptıklarından üstün ve farklıdır.
  • Ama eğer gerçekten de sizler tuvalete gidiyorsanız ve orada da sıradan insanların ürettikleriyle aynı şeyleri üretiyorsanız, arzu ve istekleri yönetiminiz altındakilerden daha önemli olan kendinizi nasıl olağanüstü üstün insanlar olarak değerlendirebilirsiniz? Meydan okurcasına; “Liderlik pozisyonumu terk etmeyeceğim” diyorlar. Mevlana soruyor; siz kimsiniz ki bunu söylüyorsunuz?
  • Ey yanlış yönlendirilen diktatörler, sizler de tıpkı sıradan insanlar gibi; yiyor, içiyor ve sıradan insanların yaptığı gibi de dışkı üretiyorsunuz, o zaman sizleri eziyet ettiğiniz o insanlardan farklı kılacak hiçbir şeyiniz yoktur. Gümüş ya da altından bir tuvalete oturmak, sizleri üstün ve dışkılarınızı da sıradan insanlarınkinden farklı kılmaz.
  • Güç delisi liderler kendilerinin Kıyamet Gününde, yönetimleri ve halklarıyla ilgili olarak, sorgulanacaklarını göremiyorlar. Müslüman liderler, Allah’ın Kutsal Şeriatını yerine getirmedilerse, bundan sorumlu tutulacaklar.  Allah’ın Şeriatını, insanlar ona hakaret etsinler, parçalara ayırsınlar, yere atıp üstünde tepinsinler ve sonra da pencereden dışarı atsınlar diye mi gönderdiğini düşünüyorlar? Bugünün Müslüman liderleri, İlahi Şeriata sırtlarını dönmüşler ve yerine de, açıkça Allah’a ve Onun Emirlerine meydan okuma olan, insan yapısı Anayasaları getirmişlerdir. Her yeni lider, kendi kişisel çıkar ve kazançları için Anayasayı kırparak, yeni yasalar ortaya koyuyor. Bunun için Allah’ın onları cezalandıracağını hiç mi düşünmüyorlar?
  • Müslüman liderler; insan yapımı yasaların, gönderilen İlahi yasalara karşı üstünlüğü olduğunu nasıl düşünürler? Kaddafi’nin, kendi yazmış olduğu ve onunla yönettiği, özel bir Yeşil Kitabı var. Gözlerini kırpmadan ve bir suçluluk ya da zerre kadar utanç duymadan, İslam Şeriatına ve Kuran’a sırtını dönmüştür! Allah, açık bir şekilde ve küstahça Kendisine meydan okuyan bu despotları cezalandıracaktır. İslam dünyası, hiçbir lider Kutsal Şeriatı uygulamadıkları için, kargaşa içerisindedir. Ulemalar, bu diktatörler Kuranı bir kenara bırakıp İslama tamamen ters olan Anayasa ile oluşturulmuş Demokratik Parlamenter sistemi sunarlarken, sessizliklerini koruyorlar.
  • Mevlana; tüm insanlığın kendisinden ürettiği kirli salgı ve dışkıları ve Müslüman Ülkelerin modern zaman liderlerinin ürettiği, yabancılardan İslama sokulmuş uydurma sistemlerle aynı kategoriye koyulacaklarını söylüyor. Onlar sapkın beyinlerin bozulmuş zihinleri tarafından yönetiliyorlar.
  • Ey liderler, Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir!

لَا تَأۡخُذُهُ ۥ سِنَةٌ۬ وَلَا نَوۡمٌ۬‌ۚ

O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. (Surah Al-Baqarah 2:255)

وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ

Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir! (Surah Al-Baqarah 2:140)

Siz (ey diktatörler) Allah’ın kullarını yönetme hakkınız, elinizden gelenin en iyisini yapıp onları taciz edip öldürmeden, Allah’ın sevgili kullarını gözetmeniz ve korumanız için verilmiştir! Ama sen, yine de, Onun İlahi Yargısında Yargılanmayacakmış gibi davranıyorsun. Allah “Onlar Benim Kullarım,” diyor, ama bu despot liderler omuzlarına yüklenmiş ağır sorumluluğu unutarak, vatandaşlarına, sanki onlar kendilerinin kullarıymışçasına davranıyorlar. Bunun için de Allah’ın gazabı, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Suriye, Irak, Türkiye, Hicaz ve Yemen’den başlayarak İslam Dünyasının üzerine inmeye başladı.

  • Ayıca gayriMüslimler de, yüreklerinin derinliklerinde her Şeye Gücü Yeten Rabbin varlığına inandıkları halde, İlahi Emirlere ve İlahi Kitaplara sırtlarını döndükleri için bu İlahi ceza ile vurulacaklarıdır. İnsana gelen her Peygamber, İlahi bakışta neyin kabul edilebilir, neyin edilemez olduğunu ve aynı zamanda Rabbini memnun edecek şekilde nasıl yaşaması gerektiğini de göstermek için, insanlara sınırlarını öğretmeye geldi. İlahi Emirlere karşı gelerek yaşayan her bir insanoğlu, Rabbin gazabını üzerine çeker. Bu nedenle de birden korkunç bir şekilde ortaya çıkan doğal afetler silsilesi görüyoruz.
  • İslam Ülkelerindeki Müslüman liderlerin Kutsal Şeriatı reddetmeleri yeterince utanç vericidir. Ama şimdi, Müslüman liderler, gayriMüslim ülkeler onları korumak için müdahale edene kadar,  kendi halklarını öldürüp işkence ederek daha çok utanç getiriyor! Böylesine utanç verici davranışlarla, İslamın o güzel adını nasıl da lekeliyorlar! Mevlana bu suçlu liderlerin koltuklarını terk etmeleri için dua etti.
  • İtaat etmeyen herkes cezalandırılacağı için, Allah’ın Kutsal Emirlerini dinleyin ve onlara itaat edin. Mevlana, Kutsal Şeriatın gelmesi için Allah’ın Kutsal Ordularını göndermesi ve Ona karşı olanların hepsini yerle bir etmesi için Allah’a dua etti. Mevlana dinleyicilerine, konuşmasının kendi nefsinden kaynaklanmadığını ama yüreğine ilham olanları bildirdiğini hatırlattı.

 

Cyprus-Istanbul-Damascus-2011-097

Tefsir

pocket_comb_5_fine1

 

  • Tüm insanlar eşit yaratılmıştır. Mübarek Peygamberimiz (SAV) dedi ki: “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir.” Mevlana yukarıdaki dünyasal olayı, hepimizin de aynı organlara sahip olduğu ve tuvalete gitmek gibi basit eylemleri bile yapmak zorunda olduğumuzu, yani hiç birimizin bir diğerinden daha iyi olmadığımızı hatırlamamız gerektiğin, nasıl da basit bir şekilde açıklıyor.
  • Ama iblis farklı bir davul çalıyor. O kendisini Hz. Âdem’den (AS) daha iyi olarak görüyor ve böyle yaparak da Allah’ın laneti ve gazabını kazanıyor. İlahi huzurdan kovulmuş olan iblis, İnsanı yoldan çıkartmak için yemin etti –ve İnsana istediklerinin yaptırarak da bunu icra ediyor. Öyleyse, İnsan da lanetlenmiş ve kovulmuştur. İblis İnsana kendisinin çevresinde bulunanlardan daha üstün ve yukarıda görmeyi öğretiyor. İblis’in düşüşünün arkasındaki neden budur ve –gururu ve kendisini çevresindekilerden üstün görme bakış açısını İnsanın içine sokmak, bu da iblisin asli görevidir. Resulullah (SAV) diyor ki; yüreğinde cehaletin zerresi olan biri, asla Cennet kokusunu alamayacak. Bir insana üstünlük taslasanız bile, sadece bir kişiye üstünlük tasladığı için, tam olarak iblisin isteğini yerine getirmiş oluyorsunuz.

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسۡجُدَ إِذۡ أَمَرۡتُكَ‌ۖ قَالَ أَنَا۟ خَيۡرٌ۬ مِّنۡهُ خَلَقۡتَنِى مِن نَّارٍ۬ وَخَلَقۡتَهُ ۥ مِن طِينٍ۬

Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan (Âdem) hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi. (Surah Al-A’raf 7:12)

  • Şeytan İnsana daima, sadece ‘kitlelerden birisi’ olmanın yeterli olmayacağını öğretiyor. Dünyaya, diğerlerinden daha iyi olduğunuzu göstermelisiniz ve bunu da gururla bildirmelisiniz! Yani şeytan, İnsanı bilgisinden dolayı kibirlendirir ve tüm bunların Allah vergisi olduğunu unutturarak, becerileri, yeterlilikleri ve yetenekleri için selamlar. Bunun için insanlar ün ve nam aramaya başlarlar. En iyi şarkıcı, en iyi sporcu, en iyi iş adamı, en iyi model, en iyi Kuran okuyucu ya da en güzel görünen insan olmayı isterler. İnsanlar hayatlarının çoğunu, birkaç dakikalığına bir kürsü üzerinde durup, boyunlarında bir madalya olması ve ‘dünyanın en iyisi benim’ diye haykırabilmek adına, kendilerini eğitmek için, trombolin ya da yüzme havuzunda harcarlar. Yarışma ve rekabet birisinin en iyi olduğunu kanıtlaması için büyük imkânlar sunar.
  • Eğer şeytan kendisini insanın başkalarının üzerine yükselterek insan yapabilme yeteneğine sahip olsaydı, başkalarının kendisine boyun eğmesini isteyen şeytan kendisini kopyalamayı (klonlama) başarabilirdi. Fakat o kendisine bile boyun eğmek için çok kibirlidir. Nefsi teşvik ederek, şeytan, kendi büyüklük ve üstünlüğünü ilan ederek, insanın kendi kaidesini yapmasına ve oraya tırmanmasına yardım eder.
  • İnsanlar kendilerini, çeşitli yollarla güçlü görürler ve bu nedenle de üstün olduklarına inanırlar. Bazıları fiziksel olarak güçlü olduklarını düşünürler bazıları da manevi olarak güçlü olduklarına inanırlar. Ama bazıları da entelektüel güçlere, güçlü ordulara, güçlü finansal kaynaklara sahip olduklarına inanırlar. Şeytan devamlı olarak bizlere güçlü olduğumuzu hatırlatır ve nefis de zayıf olanlara karşı üstün olarak bilinmeyi sever. Başkalarının üzerinde üstünlük kurmayı isteyen bu kültür, nefsimizin öğretisidir ve böylesine yok edici nefs yapılandırma öğretilerinin Şeyhi de iblisin kendisinden başkası değildir. Böylece, bizlerin gerçekten de zayıf olduğumuzu hatırlatan, Mevlana’nın basit ama etkili tavsiyeleri, bugün insanlığı kasıp kavuran artmış hastalıklar için bir panzehirdir.
  • Bir ülke diğeri üzerinde üstünlük kurmak isterse, orayı ele geçirmek ve vatandaşlarını da kendi tabaları yapmak isteyecektir. Bir ırk diğeri üzerinde üstünlük hissediyorsa, o ırk diğerine işkence edip o ırkı bastırmak isteyecektir. Bir kişi üstünlük hissederse, o kişi diğerlerinin kendisine bağımlı olmasını ve kendisine hizmet etmelerini isteyecektir. Şeytanın despotlar, diktatörler ve megalomanlar yaratarak, İnsanı nasıl da savaşa, anlaşmazlığa, öfkeye ve gaddarlığa sevk ettiğini görün.
  • İronik bir şekilde, hiç kimse; en iyi mümin, en iyi eş, en iyi aile ya da Her Şeye Gücü yeten Rabbe en iyi kul olmak istemiyor. Bunlar madalyayla ödüllendirilmiyor, bu ödül için kürsüler yok. Yani onu elde etmek hiç de çekici olmayan bir başarıdır.
  • Mevlana her zaman kendisinin zayıf bir kul olduğunu söyler. Kendi sözleriyle: ‘Ben belki de Allah’ın en zayıf kuluyum’. Efendimiz ve Sultanımız bunu söylüyorsa, her bir yardımcı, mürit ve muhip kendileri için yüksek mevki ve manevi cesaret istemekten utanmalıdır.
  • Tarikatlar müminleri kendilerini düşük, önemsiz kişiler olarak görmeleri için eğitir. Nefsimizi bir kaideye yükseltmek yerine, tarikat tersini yapar –alçak gönüllülük çukurunda kendimizi aşağılama konusunda eğitim verip bunu öğretiyoruz. Başkalarını kendimizden üstün görmememiz öğretilir. Gençlere baktığımızda, daha az günah işlemiş oldukları için onların bizden daha iyi olduklarını biliriz. Yaşlılara baktığımızda, daha çok iyi işler yaptıkları için onların daha iyi olduklarını biliriz. Başkalarını yüceltmek ve kendimizi eleştirmek için her türlü bahane ve nedeni arıyoruz.
  • Şeyh Abdul Kadir Geylani’nin (KS) alçak gönüllülükle ilgili neler söylediğini okuyunuz.
Alçak gönüllülük öyle bir fazilettir ki kulun ikametini inşa eder, mevkisini yüksek mertebelere çıkartır, Allah’ın (Ona Övgüler olsun) ve Onun yarattıklarının gözünde onur ve itibarı mükemmelleşir ve tüm dünyasal ve cennetsel işlerinde başarıya ulaşır. Bu fazilet tüm diğer faziletlerin; kökü, dalı ve tamamlandığı yerdir ki bu sayede kul salih mevkilere ulaşır. Allah’la (O Yüce Olandır) hoşnutluk içinde olanlar, sevinç ve hüzünde de öyle olurlar. Dindarlığın mükemmeliyeti bundadır.Alçak gönüllüğün anlamı; kulun kendisinden daha değerli olduğunu varsaymadan biriyle asla karşılaşmayacağı anlamına gelir. Her zaman; “Belki de Allah’ın gözünde o benden daha iyidir ve daha yüksek bir derecededir” diyecektir. Eğer bu karşılaştığı genç biriyse, “Bu kişi benim yaptığım gibi, Allah’a (O Yüce Olandır) gücenmemiştir. Yani şüphesiz ki o benden daha iyidir” diyecektir. Eğer bu karşılaştığı daha yaşlı birisiyse, “Bu kişi Allah’a benden daha çok hizmet etmiştir” diyecektir. Eğer bu karşılaştığı bilgili biriyse, “Bu kişi benim tecrübe etmediğim bir şeyler almıştır ve benim kazanamadığım şeyler elde etmiştir. Benim cahil olduğum konularda bilgi sahibidir ve bu bilgisini de uygulamaya koyabilir” diyecektir. Eğer bu karşılaştığı cahil bir kişiyse, o zaman da; “Ben bilerek Onu gücendirirken, bu kişi cehaletiyle Allah’ı gücendirmiştir. Onun ambarında ne benim için ne de onun için nasıl bir son vardır bilmiyorum” diyecektir. Eğer bu karşılaştığı bir inançsız olsaydı, “Bilmiyorum, belki de İslamı benimseyecek ve iyi bir sona ulaşacak ve belki de ben bir inançsız olacağım ve kötü bir sona ulaşacağım” diyecektir.
  • Şeyh Seyyid Cemaleddin el-Gumukî el-Hüseynî ed-Dağıstanî (KS), Orkallisa Muhammed, insanın dünyadaki en kötü varlık olduğunun farkına varınca, bir noktaya ulaşan, Nakşibendî Büyük Şeyhlerimizden birinin hayatından alıntı olan aşağıdaki yazıyı okuyunuz.
Bir keresinde Seyyid Cemaleddin el-Gumukî (KS) öğrencileri ve izleyenleriyle birlikte, şehrin büyük camilerinden birinde, cemaatle yatsı namazını eda ediyorlardı. Namaz bittiği zaman, herkes dışarı çıktı ve camiyi dışarıdan kilitlediler. Bir kişi, geride, sütunun birinin arkasına saklanmış olarak, camiinin içinde kaldı. İsmi, Seyyid Cemaleddin’in (KS) en iyi müritlerinden biri olan Orkallisa Muhammeddi.  Kendi kendine konuşup, diyordu ki, “Ey Orkallisa Muhammed, şimdi yanında kimse yok, yalnızsın. Kendini savun!” Ve yine kendi kendine cevapladı, “Kendimi nasıl savunabilirim? Allah’ın Yeryüzünde yarattığı en kötü insan benim. Bunu kanıtlamak için, yemin ederim ki eğer söylediğim şey açık yüreklilikle inandığım şey değilse, karım bana haram olsun!” Şeyhinin de camide gizlendiğinden ve kendisini izlediğinden habersizdi. Şeyh onun yüreğine baktı. Yüreğinde, gerçekten de, kendisinin yaratılanlar içerisinde en kötüsü olduğuna inandığını gördü.Seyyid Cemaleddin (KS) saklandığı yerden çıktı, gülerek; “Orkallisa, buraya gel” dedi. Daha sonra Şeyhinin de orada olduğunu görerek şaşırdı ve yalnız olmadığını anladı. Şeyh ona, “Haklısın ve aynı zamanda samimi ve dürüstsün” dedi. Bunu duyar duymaz Orkallisa Muhammed süzüldü ve kafasını caminin tavanına vurdu. Yere indi ve tekrar süzüldü ve yere indi. Bu yedi kez oldu. Mürit bu dünyadan arındığı zaman, ruhu yükselir ve bir kuş gibi uçacaktır. Sonra Şeyh Cemaleddin ona “Otur” dedi ve o da oturdu. Şeyh işaret parmağıyla daireler çizerek, Orkallisa Muhammed’in yüreğini işaret ediyordu. Parmağını hareket ettirdikçe onun yüreğini açıyordu. İlahı Huzur için değil ama zaten yüreğinde olan gizli sırlar için açıyordu. Onun için açtığı, arayış içerisinde olanlara açılması gereken Yolda ilk adımları atmak için gerekli olan altı seviyeydi. Bunlar: Çekim Gücü Gerçeği (hakikatü’l cezbe), İlahi Vahiy Alma Gerçeği (hakikatü’l feyz), Birinin Yürek Gücünü Yönlendirme Gerçeği (hakikatü’l teveccüh), Şefaat Gerçeği (hakaitü’t tevessül), Rehberlik Gerçeği (hakikatü’l irşat), Uzayda ve Zamanda Aynı Anda Hareket Edebilme Yeteneği (hakikatü’t tayy).Şeyhin ona açmış olduğu bu altı güç, Sufilik Yolundaki İlk Büyük Adımlardır. Bu altı gücü açtığında, onu Tanıklık Mertebesine alabilirdi. Bu mertebenin görümünde, kendisini çepeçevre kuşatmış 124,000 beyaz kuş ile oturduğunu gördü. Ortalarına doğru, bir tane büyük yeşil bir kuş uçtu. Bu görümden sonra beyaz kuşlar kayboldu ve onların yerine manevi olarak 124,000 evliya belirdi. Sonra yeşil kuş kayboldu ve Hz. Muhammed’in manevi görüntüsü belirdi. Peygamber dedi ki; “Onun Mükemmellik mertebesine eriştiğine tanıklık ediyorum ve şimdi ona güvenebilirsiniz. Nakşibendî Düzeninin sırlarını verin.” Sonra Seyyid Cemaleddin, kendi yüreğinden Orkallisa Muhammed’in yüreğine, onun hayal bile edemeyeceği bilgi ve sırları döktü. Orkallisa Muhammed Şeyhine dedi ki, “Ey Şeyhim, bunlar tarikatın içinde olan şeyler mi?” şeyh cevapladı, “Evet evladım ve bu daha Yolun Başlangıcı.”

Şeyhinin sırrının Orkallisa Muhammed’de görünebildiği söyleniyor. Cuma günü minbere çıkar ve ellerini çırparak, “Ey insanlar, ağlayın!” der ve hepsi de ağlamaya başlardı. Sonra ellerini tekrar çırpıp “Gülün!” derdi ve herkes gülerdi. Ve “Ey Allahım, pişmanlık içerisinde ağlıyorlar ve bağışlamanı diliyorlar. Onları bağışla. Ve onlar da merhametinin hoşnutluğuyla gülsünler!” diyerek, dua etti (yakardı). Ve sonra üçüncü kez elini çırpıp, “Nakşibendî Sufi Düzenini, kendi düzeniniz olarak kabul ediyor musunuz? diye sordu ve onlar “Evet” dediler. Sonra onlara sordu, “5000 kez dilinizle ‘Allah’ ve 5000 kez yüreğinizle ‘Allah’ demeyi kabul ediyor musunuz? ve onlar “Evet” diye cevapladılar. Bu yöntemle Nakşibendî Düzenini Dağıstan, Kazan, Güney Rusya ve İmam Şamil’in askerleri arasında yaydı.

Yani Orkallisa Muhammed kendisini en kötü olarak gördüğü en düşük seviyeye ulaştığında, Peygamberimiz (SAV) tarafından ona tanıklık edildi ve Nakşibendî Düzeninin sırrı verildi! Ve bu da, daha Yolun başlangıcıydı! Öyleyse, sahip olduğumuz küçücük yüzeysel bilgimiz nedeniyle gururlu olan bizlere ne demeli? Şeyhimizden sırrı alıncaya dek, maşaAllah, biz daha yolculuğa başlamadık bile! Ve bunu yapmanın tek yolu; Şeyh Abdul Kadir Geylani (KS) gibi, Allah için alçak gönüllülük kapısı olarak, kendimizi alçaltmaktır. Bu nedenle Mevlana sık sık Kuranda Meryem Suresindeki bu ayetten alıntı yapar. Meryem (AS) diyor ki:

قَبۡلَ هَـٰذَا وَڪُنتُ نَسۡيً۬ا مَّنسِيًّ۬ا

“Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” (Surah Maryam 19:23)

  • Bu bizim dünyasal yolculuğumuzun köşe taşıdır –unutulup gitmiş biri olmayı istemek! Yani şeytan tıpkı kendisi gibi bilinen ve gurulu biri olmamız için bizleri zorlarken, alçak gönüllülüğü aramak İnsanı Makamların en yükseğine götüreceği için, Peygamberce öğretiler tersini vaaz eder. –Allah’ın yukarıdaki sözlerle Meryem’in (AS) Makamı hakkında neler açıkladığına bakın:

وَإِذۡ قَالَتِ ٱلۡمَلَـٰٓٮِٕڪَةُ يَـٰمَرۡيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَٮٰكِ وَطَهَّرَكِ وَٱصۡطَفَٮٰكِ عَلَىٰ نِسَآءِ ٱلۡعَـٰلَمِينَ

Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” (Surah Ali-Imran 3:42)

  • Birçok mümin, nefisleri ve şeytan tarafından, tam bir karşıtlık için, yanlış yönlendirilirler –mucizelerini (keramet), mevkilerini (makam) göstermeye çabalarlar, Şeyhler olmak ve öğretmek ve yeni öğrenciler kazanmak isterler.   Neden? Bir tarikat olmanın amaçları bunlar mıdır? Yoksa Sevgili Olanda kulluk, bağlılık, sevgi ve yok olma değil midir? Mevlana’ya yakın bir müridin sözleriyle, demiştir ki: “Mevlana’nın bugün üç milyon müridi vardır. Yarısı kendilerini Şeyh olarak düşünürken diğer yarısı da Şeyh olmak istemektedir. Garip olan herkesin Şeyh olmak istemesidir ama hiç kimse kul olmak istemiyor, hiç kimse bir Evliya olmak istemiyor”. Şeytanın, kendimizin ne kadar da güçlü ve özel olduğumuzu düşündürene kadar, gözlerinizi nasıl da kör ettiğini görüyor musunuz?
  • Öyleyse, Mevlana’nın Kurandan yaptığı alıntıdaki gibi, şeytanı izlemekten vazgeçmeliyiz. Bilinmeyen, alçak gönüllü ve unutulmuş olarak kalın – büyük sarıklar takmayın ya da eğlence olsun diye uzun sakal bırakmayın veya öğretmen edasıyla, uçuşan Evliyavari cüppeler giymeyin ya da bazı şehirlerde zikir/Hatim düzenlemeyin ve gurur ve cehaletle şişinmeyin. Bunlar bir Tarikatta olmanın amaçları değildir! Aşağıdaki Mevlana Şeyh Nazım Hikmet’in kendi sözlerini okuyun:

SultanYouarenothing1

Gerçeğe (Hakk’a) Teslim Olma

Tarikatımız (Nakşibendiye) Şeyhle İlişki üzerine kurulmuştur. Onunla birlikteyken, ona gelin ve gerçekliğinde eriyin ve birlik olmak için ona katılın. Bu birlik aracılığıyla, sizleri her Şeye Gücü Yeten Allah’ın Birlik Okyanusuna götürecek olan Peygamberimiz (SAV) ile de birlik olmuş olursunuz. Gerçek benliğinizi terk edecek ve Hiçbir Şey olmayı kabul edeceksiniz.

Bu gerçek Sufi yöntemidir. Fakat günümüzde her şey yanlış anlaşılıyor. İnsanlar Tarikata geldiklerinde, kendilerini daha çok, daha da çok güçlü göstermeleri gerektiğini düşünüyorlar. En önemli Nakşibendî Emri, her şeyi alıp götürüp sizlerin bir Hiç olduğunuzu anlatmak ister.

Sultan Evliya Şeyh Muhammed Nazım Adil

El-Kıbrisî An-Nakşibendî El-Hakkanî (KS)

Medet Ya Seyyid!

Tarikat sizleri Hiç yapmak için eğitir!

 

Bu 34 dakikalık İngilizce Sohbet www.Saltanat.org adresinden izlenebilir. Sohbeti izlemek için burayı tıklayınız.

Saltanat TV, Mevlana Şeyh Nazım’ın kişisel olarak müsaade ve onayıyla Resmi sitesidir.

This entry was posted in Sohbetleri and tagged , . Bookmark the permalink.